BABAM AKASYALARI ÇOK SEVERDİ
**Babamın Akasyaları**
İnsan hayatı, doğanın çeşitli unsurlarıyla yakından ilişkilidir. Toprak, su, hava gibi temel unsurlar, hayatın sürdürülebilirliği için birbirini desteklemelidir. Bu yazıda, bu unsurlardan kara yani topraktan ve onunla ilişkili olan ağaçlık alanlardan hareketle bazı şeyler söylemeye çalışacağız.
Toprak demek, her şeyden önce ağaç ve ziraat demektir. İnsanlığın ilk mesleği çiftçiliktir. Ağaçlar, yalnızca estetik birer unsur olmayıp, aynı zamanda toprağın korunması, su döngüsünün sağlanması ve canlı yaşamının desteklenmesinde de önemli rol oynarlar.
Akasya ağacı, Türkiye’ye 1850’li yıllarda gelmiş ve hızla yayılmıştır. Bu ağacın Türkiye’ye getirilmesinin ve yaygınlaşmasının ardında yatan nedenler, demiryollarının ve karayollarının yapımı sırasında toprak erozyonunu önleme ve çevreye estetik bir görünüm kazandırma çabalarıdır.
Babam, akasyaları çok severdi. Onun sevgisi, yalnızca estetik bir beğeni değil, aynı zamanda bu ağaçların pratik faydalarına ve dayanıklılığına da dayanıyordu. Akasyalar, zorlu iklim koşullarına uyum sağlayabilen, hızlı büyüyebilen ve toprak erozyonunu önleyebilen ağaçlardır.
Akasya ağacının Türkiye’deki yaygınlaşması, aynı zamanda edebiyatımızda da yankı bulmuştur. Tarık Buğra’nın “Yağmur Beklerken” romanı, akasya ve çınar ağaçlarını Osmanlı-Cumhuriyet ikileminde metaforlaştırır.
Ben de babamın bir çocuğu olarak akasyayı seviyorum. Kalbim lâleden yana atıyor, ey gül, kusuruma bakma olur mu? Akasyalar, babam için olduğu gibi benim için de kara gün dostuydu. Mezarda bile dostlarını yalnız bırakmayan kötü gün arkadaşı.
Akasya sevgisi, bana babamın hediyesi. Bazı sevgiler bize ata baba mirasıdır; insanlar böyle güzellikleri hayatlarında hazır bulurlar. Bu miras, çocukların iç alemlerinde kök salar, dala budağa, yaprağa bürünür ve günün birinde bir yazıda uç verir.



