Bir köyün yok oluşunu izledik
“Bir Köyün Sessiz Vedası: Değişen Zamanlarda Bir Yönün Kayboluşu”
Köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğim Memduhiye Köyü, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yerdi. Köy, sadece bir yerleşim yeri değil, toprağın bereketi, komşuluğun sıcaklığı ve doğanın cömertliğiyle yoğrulmuş bir yaşam biçimi sunuyordu. Ancak Adapazarı’ndaki deprem ve sonrasında yaşananlar, beni şehir hayatına adapte olmaya itti. Şehir merkezindeki Yuvam Sokak’ta ve daha sonra Camili’deki Ayçiçeği Vadisi’nde yaşadım.
Camili’de yaşarken, Karapınar Köyü’nde doğal ve geleneksel bir yaşam süren Salih ve ailesiyle tanıştım. Salih’in her sabah ve akşam inek sağması, çocukların dut ağaçlarının gölgesinde oynaması, komşuların sohbet etmesi gibi anılarla dolu olan Karapınar, benim için bir zaman kapsülü gibiydi. Ancak Alandüzü’ne bin yataklı bir şehir hastanesinin yapılacağı duyurulunca, Karapınar’ın imara açılması kararı alındı. Bu karar, köyün kaderini değiştirdi.
Bugün, Karapınar’ı ziyaret ettiğimde, o yemyeşil ve hayat dolu köyün yerinde bir şantiye görüyorum. Traktör seslerinin yerini kepçeler, inek çanlarının yerini beton mikserleri aldı. Salih ve komşularının inekleri otladığı alanlar şimdi lüks sitelerin temel kazıklarıyla dolu. Köyün eski evlerinden sadece birkaç tanesi ayakta kaldı, onlar da yeni binaların arasında kaybolmuş, yalnız ve yorgun görünüyor.
Her gün bu dönüşümü izlerken içimde karışık duygular var. Şehrin büyümesi ve modernleşmesi gerektiğini biliyorum, ancak Karapınar’ın yok oluşu, bir kültürün ve yaşam biçiminin kayboluşu demek. Salih’in direnişi, belki de hepimize, köklerimize tutunmanın değerini öğretiyor. Ancak bu direniş, betonun gölgesinde ne kadar sürebilir? Sabahları süt almaya gittiğimde, Karapınar’ın bir parçacığının daha eksildiğini görmek, yüreğime ağır geliyor.





