13.01.2026 - Akyazı Haber Portalı

“Bir Şehrin Kaleminde Hayat: Adapazarlı Sait Faik’in İzinde”

“Bir Şehrin Kaleminde Hayat: Adapazarlı Sait Faik’in İzinde”
Akyazı Nakliyat

## Bir Şehrin Kaleminde Hayat

“Bir insanı sevmekle başlar her şey.” Bu cümle, belki bir hikâye kitabı kokusu, bir deniz kenarı veya bir balıkçı kahvesi çağrışımı yapabilir. Ancak bu cümlenin kökleri, Adapazarı’nın serin sabahlarına, Çark Deresi’nin sesine ve yağmurla ıslanmış kavak yapraklarına kadar uzanır. Çünkü Sait Faik Abasıyanık, İstanbul’un yazarı olduğu kadar Adapazarı’nın çocuğudur.

Sait Faik, 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu. Babası Mehmet Faik Bey, o dönemde şehrin sayılı tüccarlarından biriydi; annesi Makbule Hanım ise sakin, zarif bir Adapazarı kadınıydı. Çocukluğunu Çark Deresi kıyısında balık tutarak, Uzunçarşı’da esnaf sohbetleri dinleyerek, yaz akşamları Çark Mesiresi’nde yürüyerek geçirdi. İlk hikâyelerindeki sade insanlar — fırıncı, hamal, kahveci, küçük esnaf — hep o çocukluk günlerinin tanıdıklarıydı.

Sait Faik’in edebiyata ilgisi, Adapazarı İdadisi’nde okurken başladı. Bir gün öğretmeni ona, “Sözlerin güzel, yazmayı bırakma,” dedi. Bu cümle, Türk hikâyeciliğini değiştiren ilk kıvılcımdı. İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi yılları geldi. Ancak çocukluğundaki yağmur kokusu, dere sesi, insan sıcaklığı — hep hikâyelerine sızdı.

Sait Faik’in hikâyelerinde hep bir “yağmur” vardır. Yağmuru sadece bir doğa olayı değil, insanın iç dünyasıyla özdeş bir duygudur olarak görür. Çark Deresi onun için yalnızca bir su değil, zamanın kendisidir. Akıp gider, ancak geçmişin izini taşır.

Sait Faik’in en büyük başarısı, insanı olduğu gibi anlatmasıydı. Ne kahramanlaştırırdı, ne küçümserdi. Bir kahvede oturan balıkçıyla, bir vapurda çalışan garsonla, bir çocukla aynı masaya otururdu. “İnsanı anlatmak” onun için bir görev değil, bir içgüdüydü. Türkiye’de hikâye artık ondan sonra hiçbir zaman eskisi gibi yazılamadı.

Sait Faik, 1950’lerde Burgazada’daki evine çekildiğinde bile sık sık “Adapazarı’na gideceğim” derdi. Ancak bir türlü o çocukluğun geçtiği şehre dönemedi. 1954’te 48 yaşında hayata veda ettiğinde, Adapazarı’nda hâlâ onu hatırlayan yaşlı dostları vardı. Bugün o evin yerinde Sait Faik Müzesi yok belki, ancak onun adı hâlâ Adapazarı’nın kültürel belleğinde yaşıyor.

Sait Faik, İstanbul hikâyeciliğinin ustası olarak bilinir; ancak aslında onun hikâyesi Adapazarı’nda başlar. O şehirde duyduğu ilk yağmur, gördüğü ilk insan yüzü, dinlediği ilk hikâye… Hepsi onu “insanı anlatmaya” yönlendirmiştir. Bir gün kendi hayatını anlatırken şöyle yazmıştır: “Benim hikâyem, bir şehirde değil; bir insanın kalbinde geçiyor.”

Akyazı Nakliyat
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ